İngilizce öğrenmenin en iyi yollarından biri de İngilizce filmler ve diziler izlemektir. Size her fırsatta söylediğim gibi İngilizce, okulda geçmek zorunda olduğunuz bir dersten ibaret değildir. Onu günlük hayatımızda bir iletişim aracı olarak kullanırız. Yani dil, duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek için kullandığımız en önemli araç olduğuna göre, onu günlük hayat içerisinde öğrenmek en doğru yoldur. Tam bu noktada dizi izleyerek İngilizce öğrenmek yapabileceğimiz en iyi çalışmalardan biridir.

İngilizce dizi izleyerek;

  • Ders kitaplarında bulamayacağınız pek çok kelime ve ifadeyi öğrenebiliriz…
  • Ana dili İngilizce olan insanların günlük gerçek hayattaki konuşmalarını daha iyi anlayabiliriz.
  • Telaffuz ve akıcı konuşma becerimizi geliştirebilirsiniz.

İngilizce Dizi İzle Friends

Şimdi gelin dizi izleyerek İngilizce öğrenmek için birlikte küçük bir çalışma yapalım. Birazdan Friends dizisinin bir bölümünden küçük bir kesit izleyeceğiz. 3 dakikalık bu kesiti önce İngilizce alt yazılı olarak izleyeceğiz. Daha sonra izlediğimiz kısımda geçen cümleleri analiz edip kelimelerin anlamını öğreneceğiz. Son olarak da günlük konuşma İngilizcesinde kelimelerin telaffuzlarına dikkat çekip dersimizi bitireceğiz.

Dizi izleyerek İngilizce öğrenme çalışmadan en yüksek verimi almak için, bu videoyu sadece bir kere izleyip geçmemenizi ve mutlaka tekrarlı olarak çalışmanızı öneriyorum. Mesela videoyu önümüzdeki birkaç gün boyunca her gün bir kere izleyip, dinlediğiniz cümleleri yüksek sesle tekrar ederek çalışabilirsiniz.

Bir yabancı dil öğrenirken yeni öğrendiğimiz bilgileri defalarca tekrar etmek, öğrendiklerimizi otomatik olarak kullanabilmenin anahtarıdır. Şimdi hazırsanız başlayalım.

Yeni Başlayanlar İçin İngilizce Eğitim Seti

Bu arada küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum arkadaşlar. Bu çalışmamız İngilizce seviyesi olarak, orta ve ileri düzey arkadaşlar için daha uygun. Başlangıç seviyesinde olan arkadaşlarımız, temel İngilizce konularını öğrenmek ve kelime bilgilerini geliştirmek için bizim Rahat İngilizce eğitim setini kullanabilirler.

Ayrıca orta seviyedeki arkadaşlarımız da bu setimizdeki mini hikaye dinle ve cevapla metoduyla pratik yaparak, anlama ve konuşma becerilerini geliştirebilirler. Setimizle ilgili ayrıntılı bilgi almak ve ücretsiz örnek dersleri indirmek için İngilizce basit cümle yapısı mp3 dersleri indir başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Dizi İzle İngilizce Öğren (Friends İzle – Brad Pitt)

Dizi izleyerek İngilizce öğrenmek, konu anlatımları, pratik çalışmaları ve daha bir çok faydalı İngilizce video derslerimiz için Youtube kanalımıza abone olmak için burayı tıklayın!

İngilizce Dizi İzle Çalışma Metni

That’s it? / Hepsi bu mu?

 Even if nobody helps me I can eat that no problem. / Kimse yardım etmese bile bunu bitirebilirim, sorun değil. (Even if: -sa da, olsa bile)

 at least give me a challenge: en azından savaşsaydım (at least: en az, en azından / challenge: meydan okumak, zorlu bir mücadeleye girişmek.)

this is Chandler’s chicken: bu Chandler’in tavuğu / this is the turkey: Hindi bu

 oh, how big is that: oh bu ne kadar büyük

 It’s about nineteen pounds: 19 pound civarında (yaklaşık 10 kiko)

 It’s like me when I was born: Doğduğum zamanki halim kadar

 All right who would like some yams, Will?: Pekala, kim biraz patates tatlısı ister, Will? (Would like: istemek / Yam: patates tatlısı)

 Oh you’d like that, wouldn’t you? Bunu isterdin değil mi?

Tag Questions (Eklenti Soruları)

İngilizce konuşmalarda bir cümleden sonra “değil mi” diye sormak için, cümledeki yardımcı fiili, olumlu-olumsuz olarak tersine çevirip cümlenin sonuna getiriyoruz, sonra da özneyi ekliyoruz. Örnekler:

  • Ahmet is a good boy, isn’t he? (Ahmet iyi bir çocuktur, değil mi?)
  • You weren’t in İstanbul last week, were you? (Geçen hafta İstanbul’da değildin, diil mi?)
  • You would like that, wouldn’t you? (bunu istersin değil mi)

What?: Ne?

Oh you know what can we please keep the chicken and the turkey and everything on the other side the table, the smell is just, yuck! Bişey diyeceğim. Lütfen tavuğu, hindiyi ve diğer her şeyi masanın diğer tarafında tutabilir miyiz, kokusu tıpkı yuck!

You know what: bak ne diyeceğim, noldu biliyor musun

Keep: tutmak, saklamak

Yuck! İğrenme belirten ünlem Örnek:  Yuck! What’s that horrible smell?: Yuck! Bu berbat koku da ne?

Typical: Tipik

I’m sorry, what? Pardon ne?

I said it was typical. Typical of you Rachel Green, Queen Rachel, does whatever she wants in little Rachel Land

Tipik dedim. Tipik sen işte. Rachel Green, kraliçe Rachel… küçük Rachel ülkesinde ne isterse yapar…

 seriously, who is this guy?: Cidden, kim bu adam? / Harbiden, kim bu herif? (Seriously: cidden)

I’m sorry do you have a problem with me? Pardon benimle bir sorunun mu var?

I don’t know… Do I, do I ? Bilmiyorum. Var mı, var mı? (Do I have a problem with you?)

 I think you do. Sanırım var.

 Apparently you were a little mean to him in high school. Görünüşe göre ona lisede biraz kötü davranmışsın.

Apparently: görünüşe bakılırsa, belli ki, anlaşılan…

To be mean: kötü davranmak, kaba davranmak.

Örnek cümle: The bully was mean to the nerds in the school: Zorba, kabadayı, okulda inek öğrencilere karşı kötü davranıyordu.

 A little mean? You made my life miserable: Biraz mı? (biraz kötü mü) hayatımı berbat ettin. Miserable: acınası, çok mutsuz, perişan, berbat

I’m sorry. I had no idea. I’m sorry: Özür dilerim. Hiçbir fikrim yok, üzgünüm.

Well, you should be: Evet olmalısın.

 Screw it! Bring on the yams: Salla gitsin. Biraz patates tatlısı ver.

Screw it: argoda unut gitsin, salla gitsin / Bring on: (coşkulu ve güçlü bir şekilde) getir, getirin

Will, but you’ve worked so hard: Will, ama çok uğraşmıştın.

Yams!  Patates tatlısı!

Ok! Tamam!

Will, I just want to say that I’m really sorry for whatever I did to you in high school: Will bak, lisede sana her ne yaptıysam gerçekten üzgün olduğumu söylemek istiyorum.

Oh, it wasn’t just me. We had a club: Sadece ben değildim. Bir kulübümüz vardı.

 You had a club? Bir kulübünüz mü vardı?

 That’s right The I hate Rachel Green Club: Evet, “Rachel Green’den nefret ediyorum” kulübü.

 Oh my god so what you all just joined together to hate me. Who else was in this club?: Aman tanrım, benden nefret etmek için bir araya mı geliyordunuz? Bu kulüpte başka kim vardı?

 Me and Ross: Ben ve Ross

 No need to point. She knows who Ross is. İşaret etmene gerek yok. Ross’un kim olduğunu biliyor. (To point: işaret etmek, göstermek)

So you were in an I hate Rachel club? Yani sen bir Rachel’den nefret ediyorum kulübünde miydin?

Yes he was. Evet öyleydi.

So who else was in this club? Peki başka kim vardı bu kulüpte?

Actually there was also that exchange student from Thailand but I don’t think he knew what it was: Aslında Tayland’dan gelen değişim öğrencisi de vardı ama bu kulübün ne olduğunu bildiğini sanmıyorum. (Exchange students: öğrenci değişim programından gelen öğrenci)

 So Ross we went out for two years and you never told me you were in an I hate Rachel Club? Yani Ross iki sene çıktık ve sen bana “Rachel’den nefret ediyorum kulübünde” olduğunu hiç söylemedin. / Went out (Go out) flört etmek, çıkmak (romantik anlamda)

You went out with her? We had a pact. Onunla çıktın mı? Bir anlaşmamız vardı. (Pact: anlaşma)

That was in high school it’s not like  it was binding forever. Lisedeydi. Sonsuza dek bağlayıcı olacak değildi ya… (Binding: bağlayıcı)

Then why did it have the word eternity in it? O zaman neden içinde “ebediyet” kelimesi vardı? (Eternity: sonsuzluk, ebediyet)

 Ok. Monica did you know about this? Peki Monica, senin bundan haberin var mıydı?

I swear I didn’t. Yemin ederim yoktu. (I swear, I didn’t know about this?)

 Hey is that why you guys used to go up to your bedroom and lock the door? Hey çocuklar, yatak odanıza gidip kapıyı bu yüzden mi kilitliyordunuz siz? (Used to: alışkanlığınız vardı, yapardın, yapardınız…)

Huh a little relieved I got to say. Hah biraz rahatladığımı söylemeliyim. (Relieved: rahatlamak, içi rahat etmek)

 Look Rachel I’m sorry okay: Bak Rachel üzgünüm tamam mı…

 I was a stupid kid okay the only reason I joined: Aptal bir çocuktum O kulübe katılmamın tek sebebi…(Co-founded: Kurucu ortağı)

Cofound: birlikte kurmak

Co-founded, co-founded the club was that I was insanely in love with you obviously: O kulübün kurucu ortağı olmamın tek sebebi sana delice aşık olmamdı. (insane: deli, delice / insanely: delicesine) / (Obviously: besbelli, apaçık)

 Obviously I didn’t handle it very well: Açıkçası durumu pekiyi idare edemedim. Çok iyi açıklayamadım. (Handle: idare etmek, meseleyi ele almak, üstesinden gelmek)

 But if you think about it, the I hate Rachel Club was really the I love Rachel Club: Ama düşünürsen Rachel’den nefret ediyorum kulübü aslında Rachel’i seviyorum kulübüydü.

 Except that it was really the I hate Rachel Club: Fakat gerçekte o Rachel’den nefret ediyorum kulübüydü. (Except that: haricinde, dışında, fakat)

dizi izleyerek İngilizce öğrenmek friends brad pitt

Evet arkadaşlar, “dizi izleyerek İngilizce öğrenmek” dersimizin sonuna geldik. Umarım faydalı olmuştur. Bu videoyu tekrarlı olarak izleyip dinlediğiniz İngilizce cümleleri yüksek sesle tekrarlayarak öğrendiklerinizi pekiştirebilirsiniz. Sonraki dersimizde tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

 

Paylaşmak Güzeldir: